Analiz

Mısır Neden Batmıyor?

Mısır’ın ucuz iş gücü ve stratejik işbirlikleri Türkiye sanayisini tahtından edebilir mi, yoksa Mısır boğuştuğu jeopolitik risklerin altında mı kalacak? Yabancı bir yatırımcının gözüyle bakarsak: Mısır, Türkiye’ye rakip olabilir mi?

Abdulvahit Gezer12 dk okuma
Mısır Neden Batmıyor?

Dünya ticaretinin yüzde 10’u Mısır’ın kontrolündeki Süveyş Kanalı’ndan geçiyor. Fakat hemen yanı başında bitmeyen savaşlar yüzünden bu kanalın trafiği yarı yarıya düşmüş durumda.

117 milyonluk devasa nüfusuyla Afrika’nın en büyük pazarlarından biri. Fakat bitmeyen kur şokları ve yoksulluk, halkın alım gücünü her geçen gün eritiyor. Bir zamanlar Avrupa’ya doğalgaz satma hayali kuran Kahire, bugün kendi fabrikalarını çalıştırmak için elektrik ve enerji kriziyle boğuşuyor.


Dışarıdan bakıldığında Mısır, adı yalnızca krizlerle anılan bir ülke gibi duruyor. Ancak Türkiye’de Mısır’ın başka bir şöhreti daha var: Bugün 1700’ün üzerinde Türk şirketi Mısır’da üretim yapıyor ve bu yatırımların toplam büyüklüğü 4 milyar dolara dayanmış durumda. Tekstil başta olmak üzere Türkiye'de artan maliyetlerden kaçan imalat sanayii, rotayı sessiz sedasız Nil kıyısına kırıyor. Türkiye son yıllarda sermaye çekmekte zorlanırken, Mısır milyarlarca dolarlık doğrudan yabancı yatırım çekmeye devam ediyor.


Aslında bu hikâye yeni başlamadı. Kavalalı Mehmet Ali Paşa döneminden bu yana Mısır, modernleşme sancılarıyla, sanayileşme modelleriyle, borç krizleriyle ve küresel pazardaki pozisyonuyla Türkiye ile şaşırtıcı derecede benzer bir kaderi paylaşıyor. Ve bu iki ülke, iki asırdır hem birbirinin aynası hem de en dişli rakibi.


Peki, gerçekten ne oluyor? Mısır’ın ucuz iş gücü ve stratejik işbirlikleri Türkiye sanayisini tahtından edebilir mi, yoksa Mısır boğuştuğu jeopolitik risklerin altında mı kalacak? Yabancı bir yatırımcının gözüyle bakarsak: Mısır, Türkiye’ye rakip olabilir mi?


Bu sorulara yanıt bulabilmek için takvimleri Mısır için Arap Baharı’nın bitişi olan 2013’e alalım. Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’ye yapılan darbeden sonra iktidara gelen Abdulfettah El Sisi hem ülke içerisinde ordunun yeniden en önemli aktör olmasının garantörü oldu hem de bölgede İhvan-ı Müslimin çizgisinin güçlenmesinden rahatsızlık duyan BAE ve İsrail gibi ülkeler için Mısır’ın düşman değil müttefik ülke olmasını sağladı. Nitekim ABD için de Sisi iktidarı İsrail’in bölgedeki güvenliği için önemli bir kazanım olarak görüldü.


Sisi iktidarı, Mısır’ın küresel ekonomik sistemde ABD ile uyumlu bir aktör olmasını, bölgede de ABD çıkarlarının sibobu olacak bir güvenlik ortağı olmasını sağladı.


Washington, 1979 Camp David Anlaşması’ndan bu yana sürdürdüğü yıllık ortalama 1,3 milyar dolarlık askeri dış finansman desteğini darbe sonrası kısa bir duraksamanın ardından kesintisiz devam ettirdi. Bu askeri yardım yalnızca orduya silah sağlamadı aynı zamanda Mısır’ın Batı finans sisteminde iflas etmesini engelleyen örtülü bir siyasi kalkan işlevi gördü.


Körfez hattında ise Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Kuveyt; Müslüman Kardeşler yönetiminin devrilmesini kendi rejim güvenlikleri açısından bir dönüm noktası olarak gördü. Sisi iktidara gelir gelmez bu üç ülkeden Mısır Merkez Bankası’na 20 milyar doların üzerinde hibe, mevduat ve petrol yardımı aktı. 


Fakat Mısır’ın ABD ve İsrail ile güvenlik üzerinden ortaklık kurduğu bu dönem Mısır - Türkiye ilişkileri açısından bu kadar parlak değildi. Türkiye devrik Cumhurbaşkanı Mursi döneminde Mısır’la ilişkilerini güçlendirmişti ve iktidar İhvan-ı Müslimin hareketi ile de ideolojik yakınlığa sahipti. Mısır’daki darbeye karşı tepki uzun bir süre darbe hükümetini tanımamaya kadar varmıştı. 


Karşılıklı büyükelçiler çekildi, diplomatik temaslar maslahatgüzar seviyesine indirildi ve iki ülke Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanlarından Libya iç savaşına kadar her bölgesel denklemde karşı cephelerde yer aldı.


Mısır ve Türkiye ilişkileri dip seviyesindeyken 2011 öncesi yatırımların geri çekilmediği ama yeni yatırımların yapılmadığı bir dönemdi. İki ülke arasındaki 2007 tarihli Serbest Ticaret Anlaşması (STA), krizin en derin olduğu günlerde dahi masadan kaldırılmadı.


Bu dönemde yatırımları motive eden şey Mısır’ın ABD ve İsrail’le sahip olduğu serbest ticaret anlaşmasıydı. Mısır’ın Nitelikli Sanayi Bölgeleri’nde yapılan üretimler ABD’ye herhangi bir gümrük vergisi ödemeden satılabiliyordu. Türk tekstil firmalarının ve Hayat kimya gibi üreticilerin de Mısır’da açtığı fabrikalar bu avantajlardan yararlanıyordu. 


2013 yılında 4,5 milyar dolar civarında olan ikili ticaret hacmi, siyasi gerilime rağmen gerilemedi. Aksine kademeli olarak yükselerek 2022'de Türkiye'nin Mısır'dan yaptığı LNG ithalatının da etkisiyle 8,5 milyar doların üzerine çıktı. 


Türkiye'nin 2022'den itibaren Mısır'dan sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ithal etmeye başlamasıyla birlikte Mısır, ikili ticarette Türkiye'ye karşı net cari fazla veren bir ülke haline gelmişti. Karşılıklı ticaret pragmatik bir çizgide tutuldu. Türk gemileri İskenderiye ve Dimyat limanlarına yük indirmeye, Mısır gübresi ve kimyasalları Türkiye sanayisine akmaya devam etti. 2023’te büyükelçilerin yeniden atanması ve 2024’teki liderler zirvesiyle birlikte siyasi bariyerler de kalktı ve ticaret hacmi için orta vadeli 15 milyar dolar hedefi belirlendi.


2015 yılında 1.3 milyar dolar olan Mısır’ın Türkiye’ye ihracatı 10 yıl sonra 3 katına çıktı. 2023 yılından bu yana Mısır’a yapılan doğrudan yatırımlar hızla arttı ve sadece tekstil değil Beko-Arçelik gibi beyaz eşya sektöründen Şişecam gibi ağır sanayi sektörüne kadar Mısır’da üretim yapan Türk şirket sayısı 1700’e çıktı. 


Türk sanayicisini Mısır’a çeken faktörleri kabaca 4’e ayırabiliriz:


En önemli faktör işgücü maliyeti: Türkiye’de bir sanayi işçisinin işverene toplam maliyeti aylık 650–750 dolar bandındayken Mısır’da devalüasyonlar sonrası aylık asgari ücret 120–140 dolar seviyesine gerilemiş durumda. Aradaki bu 5 katlık fark, emek yoğun sektörlerde kâr marjını doğrudan belirliyor.


İkinci sebep Mısır’ın sahip olduğu Gümrük vergisi avantajı: Mısır’ın ABD ve İsrail ile imzaladığı Nitelikli Sanayi Bölgeleri anlaşması uyarınca, belirli oranda İsrail girdisi içeren ürünler ABD pazarına yüzde 0 gümrükle giriyor. Türkiye’de üretilen bir hazır giyim ürünü ABD gümrüğünde yüzde 15 ila 32 arasında vergiye maruz kalırken, Mısır’dan giden ürün vergisiz satılıyor.


Bu iki sebep dışında Mısır devletinin verdiği enerji ve arsa teşvikleri de yatırım çekmeye yarıyor: Sanayide kullanılan elektrik ve doğalgaz tarifeleri Mısır’da devlet sübvansiyonlarıyla Türkiye’nin yaklaşık yarı fiyatına sunuluyor. Ayrıca Süveyş Kanalı Ekonomik Bölgesi (SCZone) ve yabancı yatırımlara verilen "Altın Lisans", bürokratik onayları haftalar içine indiriyor.

Son olarak Türkiye sanayisinin önemli bir pazar olarak gördüğü Afrika’ya da Mısır üzerinden gümrük vergisiz erişim imkanı bulunuyor. Mısır, 54 ülkeyi kapsayan Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Bölgesi (AfCFTA) ve COMESA üyesi. Mısır’da üretilen bir mal, 1,3 milyarlık Afrika kıtasına gümrüksüz ihraç edilebiliyor.


Zaten Mısır’ın ihracat verilerine baktığımızda Türk şirketlerin ihracattaki payının da yüksek olduğunu görüyoruz. Mısır’ın tekstil ihracatının 3’te 1’i Türk şirketler tarafından gerçekleştirilmiş. 


Mısır’a rağbet sadece Türk şirketlerden de gelmiyor. 2013-2026 yılları arasında toplamda 130 milyar doların üzerinde bir doğrudan yatırım alan Mısır başta Körfez ülkeleri olmak üzere Avrupalı ve Çinli yatırımcıları da çekmeyi başardı. 


Avrupa ve ABD enerji, ilaç ve otomotiv gibi sektörlere yatırım yaparken Körfez sermayesi ticaret altyapısına yaptığı yatırımlarla öne çıkıyor. Bu yatırımların en büyüğü olan 35 milyar dolarlık Ras-el Hikme liman yatırımı Abu Dabi Kalkınma Holdingi tarafından yapıldı. Çin ise 140’tan fazla şirketiyle Mısır’ın imalat sanayisine yatırım yapıyor ve tıpkı Türk şirketler gibi Mısır’ın sahip olduğu gümrük vergisiz pazar erişiminden faydalanmak istiyor.


Bunun sonucu olarak da Afrika’nın en hızlı büyüyen ekonomisi ve kıtada imalat sektörünün lideri pozisyonunda. İşsizlik %6,5 seviyesinde. Mısır tarihi için rekor seviyede düşük bir işsizlik demek bu.


Bir yandan da Turizm gelirleri önemli bir yükseliş gösteriyor ve pandemi dönemini bir kenara bırakırsak yıllık 10 milyar doların üzerinde tutunan ve 15 milyar dolar ile rekor kıran bir turizm var.


Baktığımız zaman Mısır ekonomisi 2013’ten bu yana üst üste krizlerle boğuşmuş ve bunların çoğunu dış yardımlar sayesinde atlatmış bir ülke.


İşsizlik %6,5 fakat genç işsizliği %16, üniversite mezunları ise %30 işsizlik oranına sahip.


İstihdam düşük ücretli işlerde veya kayıtdışı sektörlerde yoğunlaşmış durumda. 


Devalüasyonların da etkisiyle aylık ücretler imalat sektöründe 150 $ seviyesinde. Kişi başına düşen milli gelir bu devalüasyonların etkisiyle dalgalanıyor. 2022’de 4 bin doların üzerinde olan kişi başına düşen gelir 2024’te yaşanan devalüasyonların etkisiyle 3000 dolar seviyesine geriledi.


Mısır’ın cari açığı da büyümeye devam ediyor. Mısır’ın cari dengesi birkaç temel sütunun üzerinde duruyor. Bunların en önemlisi mal ticareti olsa da yurt dışında yaşayan Mısırlıların ülkelerine gönderdiği dövizler, turizm gelirleri ve Süveyş kanalını kullanan gemilerden alınan geçiş ücretleri de Mısır’ın cari dengesine etki eden faktörler arasında.


2022’de başlayan Rusya-Ukrayna savaşı buğday gibi temel gıda ürünlerinde ithalata bağımlı olan Mısır’da büyük bir şok yarattı. Mısır’da gıda enflasyonu 2023’te %74’e sıçradı. Temel gıdalardaki devlet sübvansiyonları tek başına kamu harcamalarının %5’inden fazla. Yaklaşık 70 milyon insan karneyle ekmek alıyor ve devlet üretim maliyetinin %85’ini karşılıyor. Akıllı karneyle sadece ekmek değil pirinç, yağ, şeker gibi temel gıda malzemeleri de alınıyor.


2023’te İsrail’in Gazze’yi işgali sonrası Kızıldeniz’deki çatışmalar Süveyş kanalını da doğrudan etkiledi ve savaşın devam ettiği süre boyunca Süveyş kanalından geçen gemi sayısı yarıya kadar düştü. Bu da Mısır’da devletin ana gelir kaynaklarından birinin kuruması anlamına geliyor.


Yıllık 10 milyar dolarlık kanal geliri 4,5–5 milyar dolara geriledi. Bir zamanlar Avrupa’ya gaz satmayı hedefleyen Zohr doğalgaz sahasındaki teknik aksaklıklar ve su basması nedeniyle üretim düşünce ülke yaz aylarında sanayisine elektrik veremez hale geldi.


Savaşlar ve jeopolitik riskler Mısır’a giren sıcak paranın da ülkeden hızlı bir şekilde çıkıp ülkeyi kur şoklarına sokabiliyor. 


Bunun en büyük örneği 2022 yılında Rusya - Ukrayna savaşıyla oldu. Yabancı fonlar ülkeden birkaç ayda 20 milyar dolar para çekti ve karaborsada doların fiyatı 70 liraya kadar tırmandı. Bu sırada resmi kur da 15,70’ten 30,80’e yükselmişti. Limanlarda döviz ödemeleri yapılamadığı için hammaddeler aylarca konteynırlarda bekledi ve sonunda Mısır Merkez Bankası teslim bayrağını çekti. 2024’te devalüasyona gidildi ve Mısır lirası 2 yılda %68 değer kaybetti ve enflasyon %38 ile tarihi zirvesini gördü.


Bu krizden Mısır’ı çıkaran ise BAE’nin 35 milyar dolarlık Ras-el Hikme hamlesi oldu. BAE Akdeniz kıyısında dev bir finans ve turizm şehri inşa etme hakkı karşılığında Mısır hükümetine 24 milyar dolar nakit akışı sağladı 11 milyar dolarlık da mevduat takası yaptı yani Mısır’ın almış olduğu 11 milyar dolarlık borç düşüldü. Bu sayede Mısır ihtiyaç duyduğu dövizi elde edip karaborsadaki doların yükselmesinin önüne geçmiş oldu.


Üzerine yine Mart ayında Mısır Merkez Bankası 600 baz puanlık bir faiz artışı kararıyla yeniden Mısır lirasının piyasadaki değeriyle resmi değeri arasındaki makası kapatmış oldu. 

BAE anlaşması ve faiz/kur adımları, diğer uluslararası fonların da kapısını açtı:

  • IMF: Daha önce askıda olan 3 milyar dolarlık kredi paketini 8 milyar dolara çıkardı.

  • Avrupa Birliği & Dünya Bankası: Bölgesel istikrar ve göç kontrolü gerekçesiyle AB 7,4 milyar Euro (yaklaşık 8 milyar $), Dünya Bankası ise 6 milyar dolarlık ilave finansman paketi açıkladı.

Böylece Mısır, 2024'ün ilk yarısında toplamda 50 milyar doları aşan bir uluslararası finansman taahhüdüne ulaştı.

Bu kur şoku tahmin edebileceğiniz gibi Mısır’ın ilk kur şoku değildi. Aslında sabit kur rejiminden serbest kur rejimine geçmeye çalışırken döviz talebinin fırlaması çok hızlı bir şekilde karaborsada fiyatların şişmesine yol açıyordu. Döviz açığını çözmek için de dışardan sermaye enjeksiyonu gerekiyordu.


Bu sıcak paranın en önemli kaynağı IMF. 2016’dan bu yana IMF Mısır’a 6 yardım paketiyle toplam 30 milyar dolardan fazla destek verdi. 


Bu IMF desteğinin bir sebebi Mısır’ın sabit döviz rejiminden ortodoks para politikalarına geçişini sağlamak olsa da IMF yardımlarını sadece bir neoliberal genişleme olarak görmek hata olur.


Mısır IMF’nin Arjantin’den sonra en çok borç verdiği ülke. Dolayısıyla bir kriz anında Mısır’ın iflas etmesine izin vermek IMF’in de finansal tablosunun zarar görmesi demek. Kısacası Mısır batmak için çok büyük dediğimiz seviyeye gelmiş durumda.


Peki kara kaşı kara gözünün hürmetine mi bu kadar borç verildi en başta Mısır’a? 


Hayır. Burada da Mısır’ın sadece ekonomik açıdan değil güvenlik açısından da batmasına izin verilmeyecek kadar büyük bir risk olarak görüldüğünü anlıyoruz. Mısır’ın iflası ya da içinden çıkamayacağı bir ekonomik krize girmesi demek öncelikle Süveyş Kanalı’nın kilitlenmesi demek. Dünya ticaretinin %10’una geçiş rotası olan kanalın kilitlendiği senaryoda neler olabildiğini daha önce 2021 yılında görmüştük. Evergrande gemisinin 1 hafta Süveyş kanalında sıkışması küresel ticarette milyarlarca dolarlık malın ticaretini geciktirmişti. 


İkinci bir risk krizin yaratacağı göç dalgası. Bu göç dalgası bir yandan Güney Avrupa’da ciddi bir kriz demek bir yandan da Gazze ve Sudan gibi Mısır’ın komşusu olan bölgelerde krizin büyümesi demek.


Tabii son olarak krizin yaratacağı bir rejim değişikliği de İsrail için olası bir güvenlik tehdidi demek. Bu da ABD’nin İsrail’den sonra en çok askeri yardım yaptığı ülkenin Mısır olmasını bize açıklıyor. Tabii Mısır’a yapılan finansal desteğin tek kaynağı Batı değil. 2013’te Sisi’nin iktidara gelmesiyle Körfez ülkeleri de Mısır’a ilk 18 ayda yaklaşık 23 milyar dolarlık destek paketi açıklamıştı.


Bu dönemdeki destekler hibe ve sübvansiyonlu petrol satışı gibi rejimi güçlendirmeye yönelik karşılıksız yardımları kapsıyordu. Ana hedef de hem devrim hem de karşı devrimi 2 yıl arayla yaşayan Mısır’da rejimi ayağa kaldırmak ve Mısır’ı hem İran hem de Türkiye-Katar bloğu gibi bölgesel aktörlerden koparmaktı. 


2013-2020 arasında Körfez ülkelerinden gelen destek 60 milyar doları aştı. Bu yabancı destekler nasıl kullanıldı, bu para nereye harcandı sorusunu sorduğumuzda ise cevabı bulmak için Mısır’ı gerçekten kim yönetiyor sorusuna da bakmamız gerekiyor.


Mısır’da devletin iki bütçesi var. Biri bilinen kamu harcamaları için olan bütçe. Bunun içinde sağlık ve eğitim harcamaları, memur maaşları gibi bildik giderler var. İkinci bütçe ise içeriği ve hacmi bilinmeyen bir bütçe: ordunun bütçesi.


Sisi’ye göre Mısır ordusunun Mısır ekonomisindeki payı %2’nin altında. Fakat bu Mısır ordusu için biraz mütevazı bir tahmin. Mısır ordusu altyapıdan enerjiye, sanayiden gıdaya birçok kilit sektörde ana aktör. 60 milyar dolarlık yeni başkentin bütün ihaleleri ordu kontrolünde. Başkentin projelerini yürüten şirketin hisselerinin %51’i Ulusal Hizmet Projeleri Örgütü ve Silahlı Kuvvetler Arazi Projeleri Ajansı üzerinden orduya ait.

Ayrıca yeni başkentin satılabilir arazilerinin de %60’ı orduya ait.


Ordunun ekonomideki rolü sadece orduya bağlı şirketler üzerinden değil ayrıca emekli ordu mensuplarının yönetiminde yer aldığı kamu şirketleri üzerinden de görülebilir.


Bu şirketler ciddi imtiyazlara, vergi avantajlarına sahip ve ucuz finansmana öncelikli erişimleri var. Ayrıca askeri şirketler bütçe denetimine de tabi değil. Yani Mısır’da iki bütçe var derken aslında ordu bütçesi üzerinde kamu denetiminin olmadığı da vurgulanıyor.


Ordunun hem denetlenemeyen hem de birçok sektöre nüfuz eden bu etkisi beraberinde birtakım sorunlar da getiriyor.


Bir kere ordunun imtiyazlı olduğu bir ortamda ne finansman ne de kaynaklara erişimde ordunun şirketleriyle rekabet edebilecek bir özel sektör yaratamıyorsunuz. Dolayısıyla kimse orduya rakip olmak istemiyor. Bu da bir dışlama etkisi yaratıyor, özel sektör yatırımları baskılanıyor ve piyasadan kaçıyor.


Bir diğer sorun tahmin edebileceğiniz gibi verimsizlik ve yolsuzluk. Denetlenemeyen şirketler belli bir kesimin zenginleşmesiyle sonuçlanırken teşvikler ve finansman kolaylıkları verimlilikle sonuçlanmıyor. Çünkü bu şirketleri verimli olmaya zorlayacak rekabetçi bir piyasa yok.


Son olarak ordunun ekonomideki etkisi yabancı yatırımlar ve IMF destekleri için de bir sorun olarak görülüyor. Yabancı yatırımcı sadece orduyla işbirliği yapabileceği projelere para sokuyor veya ordunun nüfuz etmediği sektörlerde yatırım yapıyor. IMF’de açıkladığı desteklerin bir kısmını ordunun ekonomideki ağırlığını azaltmasına bağlamış durumda. Fakat bunun güçlü bir motivasyon sağladığını söylemek zor.


Aslında Arap Baharı öncesi ordunun ekonomideki payının azaldığına dair argümanlar da mevcut. 2004’te iktidara gelen Nazif hükümetiyle birlikte serbest piyasanın güçlendiği, liberalleşme adımlarının atılırken askeri geçmişe sahip bürokratların ekonomideki gücünün azaldığı bir dönem oluyor. Fakat bu dönem hem gücü azalan ordu sınıfını hem de zayıflayan sosyal desteklerden dolayı alım gücü zayıflayan halkı memnun etmiyor. Hatta kimileri Mübarek’in devrilmesine de ordunun bu yüzden göz yumduğunu söylüyor.


Tartışmasız olan durum ise Sisi iktidarının orduya daha fazla hareket alanı tanıdığı. Tabii burada şu soru öne çıkıyor: ordu hangi sektörlerde güçlü, Türk yatırımcılar ordunun girmediği alanlarda mı iş yapıyor yoksa orduyla birlikte mi iş yapıyor?


Tepkiler


Abdulvahit Gezer

49W İçerik Üreticisi

5 yazı

Yorumlar yükleniyor…