Tam bir sene önce, 2025 ekim ayında, Bogota'da uzun bir şehiriçi yolculuğunun sonlarına doğru otobüsün camından, yamaç boyunca yükselen ve rengârenk duvarlarıyla Rio favelalarını andıran kocaman bir mahalle gördüm. Yamacın en tepesine kadar uzanan teleferik, aşağıdaki o kaotik iç içeliğin üzerinde süzülürken, sanki başka bir zamana aitmiş gibi bir zıtlık yaratıyordu. Akşam eve dönünce Bogotalı arkadaşımdan buranın Ciudad Bolívar olduğunu öğrendim. Birkaç yıl öncesine kadar, polisin dahi giremediği; yabancıların hâlâ gitmeye çekindiği ama bir o kadar da canlı ve renkli bir semt olduğunu öğrenince ertesi gün soluğu orada aldım.

Cuidad Bolivar’ın dağlık yamaçlarına kurulu rengarenk evlerini şehrin geri kalanına 2018 yılında açılan bir teleferik bağlıyordu. Evlerin pencerelerinden taşan “Vallenato” (yerel bir müzik türü) sesleri sokaktaki bütün gürültüyü bastırıyordu. Herkes, her şey hareket ediyordu, tüm köşe kafelerini saatlerce usanmadan bilardo ve “bolirana” oynayan adamlar doldurmuştu. Burası Petro’nun “hiç kimseler” dediği insanların mahallesiydi: işçilerin, kente göç edenlerin, yıllardır süren çatışmalar nedeniyle yerinden edilmiş ailelerin…

Ciudad Bolívar’ın Petro için anlamı ise çok daha eskiye gidiyordu. 2012’de Bogotá belediye başkanlığına geldiğinde şehrin en yoksul ve dışlanmış bölgelerinden biri olan bu mahalle, onun “Bogotá Humana” adını verdiği yönetim anlayışının en görünür olduğu yerlerden birine dönüşmüştü. Konut projelerinden sosyal programlara Petro’nun daha sonra ülke çapında savunacağı pek çok fikrin izlerini burada görmek mümkündü. Nitekim Petro yıllar sonra aynı meydana döndüğünde, belediye başkanlığı döneminde bu mahallelerde inşa edilen binlerce konutu hatırlatacak ve Ciudad Bolívar’ı eşitlik mücadelesinin sembollerinden biri olarak anacaktı.
Belki de bu yüzden, başkanlığındaki dört yılın sonuna yaklaşırken halka yaptığı son büyük konuşmalardan biri için yine burayı seçmesi tesadüf değildi. 20 Temmuz’da aynı Cuidad Bolívar’ın meydanında Petro, her zamanki karizmatik duruşu ve coşkulu sesiyle sol elini havaya kaldırarak “¡Volveremos!” diye bağırıyordu: “Geri döneceğiz.”

Ardından önündeki kalabalığa, hükümeti döneminde kazanılan çalışma haklarının geri alınması halinde süresiz genel greve, tarım reformunun ortadan kaldırılması ve köylülere dağıtılmayı bekleyen yaklaşık 600 bin hektarlık arazinin başka ellere geçmesi halinde ise ülke çapında bir tarım grevine gidileceğini söyledi. “Yaşasın Kolombiya halkı, daima özgürlük ve yaşam için,” diyerek konuşmasını tamamlarken meydandaki on binler, gözyaşları ve sloganlar eşliğinde dört yıllık Petro dönemine şimdilik veda ediyordu.
Sahnenin kendisinde güçlü bir sembolizm vardı. Petro, ulusal siyasetin zirvesinden yine bir zamanlar siyasi projesinin en güçlü karşılığını bulduğu mahallelerden birine dönmüştü. Ancak bu kez koşullar oldukça farklıydı.
2022 yılında Kolombiya tarihinin ilk solcu cumhurbaşkanı olarak iktidara gelen eski M-19 gerillası Gustavo Petro, ülkeyi dönüştürme iddiasıyla başladığı 4 yıllık görevinin sonunda iktidarı kendi siyasi çizgisinde tutmayı başaramadı. Petro’nun varisi solcu Senatör Iván Cepeda aşırı sağcı ve Trump’ın da açıkça desteklediği bir milyarder olan Abelardo de la Espriella’ya sadece 250 bin oy farkla kaybetti.

Peki bu dört yılda gerçekte ne oldu? Petro neleri değiştirdi? Hangi vaatlerini gerçekleştirebildi, hangilerinde karşısına Kolombiya devletinin, sermaye gruplarının, Kongre’nin ve kendi koalisyonunun sınırları çıktı? Tarım reformundan çalışma yasalarına, “Tam Barış” politikasından sağlık sistemine kadar vaat ettiği dönüşüm ne ölçüde hayata geçti? Ve bunların ötesinde Kolombiya’nın modern tarihinde ilk kez solu iktidara taşıyan siyasi proje ve Gustavo Petro arkasında nasıl bir miras bıraktı?
Bu sorulara cevap aramadan evvel, Petro'nun dört yıllık iktidarını değerlendirmek için öncelikle 1950’lerden sonra Kolombiya'yı şekillendiren üç tarihsel dönüşüme bakmak gerekiyor.
1- La Violencia ve Ulusal Cephe’nin Mirası
Kolombiya’da 1948-58 arasında La Violencia (Şiddet) olarak adlandırılan çok şiddetli bir iç savaş boy göstermişti. Liberal ve Muhafazakâr partililer arasındaki bu savaş, toprak ve sınıf çatışmalarıyla iç içe geçmiş son derece kanlı bir dönemdi. 1958'de bu şiddete son vermek için oluşturulan Frente Nacional (Ulusal Cephe), ülkenin iki geleneksel partisinin iktidarı dönüşümlü olarak paylaşmasını öngörüyordu. Bu uzlaşmanın iki önemli sonucu oldu:
a) Partiler arasındaki çatışma yatıştırılırken alternatif siyasal güçlerin, özellikle sol hareketlerin kurumsal siyasete katılmaları engellendi. Sol örgütlere karşı bu baskıcı iklim, demokratik yollarla seslerini duyurumadıklarını düşünen sol hareketlerin bir bölümünü silahlı mücadeleye yöneltti. Halihazırda yaşanan toprak anlaşmazlıkları, köylü hareketleri ve Soğuk Savaş'ın da etkisiyle 1960'larda FARC ve ELN gibi, Kolombiya'nın sonraki yarım yüzyılına damgasını vuracak gerilla örgütleri ortaya çıktı.
b) Ekonomi politik bağlamından koparılarak nötr bir bilim olarak ele alınmaya başlandı. Makroekonomik stabilitenin sağlanması görevi siyasetten uzak, eğitimli, teknokrat çevrelere emanet edildi. Kaynakların nasıl dağıtılacağı, kimin vergilendirileceği elbette politik-ekonomik sorulardı. Fakat yeniden sınıfsal çatışma yaratabilecek bu bölüşüm meselelerini sınırlamak, elitler arasındaki uzlaşmanın sürdürülmesi açısından zaruriydi. Böylece ekonomik yönetimin siyasal mücadeleden yalıtılması, sonraki on yıllarda da etkisini sürdürecek bir kurumsal geleneğe dönüştü.
2- Demokratik Açılma ve Piyasa Reformları
1960’lardan beri ithal ikameci sanayileşme kalkınma modelini uygulayan ve aşamalı olarak liberalleşen Kolombiya,1980’lerin sonuna gelindiğinde Başkan César Gaviria önderliğinde La apertura económica ( Ekonomik Açılma) olarak adlandırılan radikal piyasa reformlarının uygulandığı bir sürece girdi. Ancak bu yıllarda Kolombiya yalnızca ekonomik bir dönüşümden geçmiyordu. Ülkenin dört bir yanında kartel şiddeti her geçen gün artarken gerilla hareketleri şehirlerde ve kırsalda eylemlerini tırmandırmıştı. Devlet kurumları ve mevcut hükümet derin bir meşruiyet kriziyle karşı karşıyaydı. Bu durum, geniş toplumsal kesimlerin siyasal temsil talepleriyle birleşerek ülkeyi köklü bir siyasi açılıma zorladı.
Siyasi açılma, şehir gerillası olarak bilinen ve Petro’nun da mensubu olduğu M-19’ un silah bırakarak barış anlaşması imzalaması ile ivme kazandı. Ve nihayetinde 1991’de Kolombiya tarihinin en kapsayıcı anayasası onaylandı. 1991 Anayasası sivil ve kültürel hakları genişletiyor, özellikle Afro-Kolombiyalı ve yerli halkların kolektif toprak haklarını koruma altına alıyordu.

Ancak aynı anayasa, özel mülkiyeti ve serbest rekabeti ekonominin temel ilkeleri olarak güvence altına alıyor, ülkede neoliberalizmin kurumsallaşmasına ve kökleşmesine yol açıyordu. Kolombiya, telekomünikasyon, enerji ve sağlık sistemleri gibi komuta tepeleri dahil sert bir özelleştirme sürecinden geçiyor, kamu kurumları zayıflatılırken sosyal politikalar bir bir ortadan kaldırılıyordu. Özetle 1990’ların başında Kolombiya, Latin Amerika’nın pek çok ülkesinde olduğu gibi, olumsuz sosyo-ekonomik etkileri günümüze dek sürecek olan köklü bir ekonomik ve kurumsal yeniden yapılanma sürecine giriyordu.
3- Uribismo
Kolombiya siyaseti ve ekonomisindeki bir diğer önemli dönüşüm ise 2002-2010 yılları arasında görev yapan Uribe döneminde yaşandı.Bu dönemde Latin Amerika’nın birçok ülkesinde (Arjantin, Brezilya, Venezuela, Ekvador vs) sol liderler yönetime geliyordu. “Pembe Dalga” bölgede uygulanan özelleştirme, serbest piyasa ve mali disiplin odaklı neoliberal politikaların gelir adaletsizliğini artırmasına bir tepki olarak ortaya çıkmıştı. Latin Amerika’nın hemen her yerinde Çin ile ticaret artıyor, küresel emtia fiyatlarının yükselişi hükümetlerin ekonomik olarak elini güçlendiriyordu. Pembe dalga liderleri, elde edilen gelirleri sosyal politikalara yönlendirmiş, eşitsizlik ve yoksulluğu azaltmayı hedeflemişti.
Ancak aynı küresel emtia konjonktüründe, Uribe liderliğindeki Kolombiya yönetimi ekonomik büyümeyi güvenlik politikaları, yabancı yatırımlar ve piyasa odaklı reformlarla ilişkilendiren bir strateji benimsedi. Uribismo olarak adlandırılan bu politik popülist proje ABD ile kurulan yakın ittifak yoluyla, FARC başta olmak üzere gerilla örgütlerine karşı sert askeri mücadele başlatırken bir yandan da yabancı yatırımcıları ve özelleştirmeleri destekliyordu.
Öte yandan, özellikle paramiliter örgütler ve onlarla bağlantılı toprak sahipleri köylülerin topraklarına el koyuyor ve bu arazileri büyük tarım işletmelerinin kontrolüne geçiriyordu. Bu durum, Kolombiya modern tarihinde kronik bir problem olan kırsal kesimdeki eşitsizlikleri ve mülksüzleştirmeyi derinleştiriyordu. Petro'nun yıllar sonra economía de la muerte, yani “ölüm ekonomisi” olarak tanımlayacağı model tam da bu dönemde belirginleşiyordu. Askerîleşmenin, toprak mülksüzleştirmesinin ve doğal kaynaklara dayalı sermaye birikiminin birbirini beslediği bir ekonomik düzen.
Ölüm Ekonomisinden Hayat Ekonomisine
“Ölüm ekonomisi”, doğal kaynakların sömürüsüne, uyuşturucu ticaretine, topraksızlaştırmaya ve bunları mümkün kılan şiddet ilişkilerine dayanan bir ekonomik modeldi. Petro’nun buna karşı önerdiği economía de la vida, yani “hayat ekonomisi” ise yalnızca etik bir söylem değil, somut ekonomik ve toplumsal dönüşüm hedefleri olan bir projeydi.
Petro, Kolombiya ekonomisinin fosil yakıt ve yasadışı sektörlere olan bağımlılığını azaltarak küçük ölçekli tarımı, turizmi ve katma değerli üretimi geliştirmeyi amaçlıyordu. Mevcut ekonomik düzen çok uluslu şirketlere, büyük sermaye gruplarına ve toprak elitlerine orantısız fayda sağlıyordu. Hayat ekonomisi buna karşılık ücretlerin arttırılmasını, kamu hizmetlerinin genişletilmesini ve toprağın daha eşit dağıtılmasını öngörüyordu. Sağlık, emeklilik, çalışma ve toprak reformları bu dönüşümün temel araçlarıydı.
Hayat ekonomisinin yalnız bir etik söylem olarak kalmaması elbette yapısal dönüşümleri ve peş peşe reformların hayata geçirilmesini gerektirecekti. Ancak, Petro bu dönüşümü yukarıda üzerinde durduğumuz yerleşik kurum ve ekonomik ilişkiler içerisinden gerçekleştirmek zorundaydı. Bir başka kısıt ise Petro’nun sol koalisyonu Pacto Histórico’nun, Kongre’de çoğunluğu elde edememiş olmasıydı. Bu nedenle Petro, reformlarını hayata geçirmek için diğer partilerle koalisyon kurmak zorunda kalacaktı.
Vergi Reformu
Petro 2022’de göreve geldiğinde ilk iş olarak yüksek gelir ve servet sahipleriyle büyük şirketlerden daha fazla vergi toplamayı hedefleyen vergi reformunu duyurdu. Bu reform merkez ve sağ partilerinde dahil olduğu geniş bir koalisyonla yasalaştı. Petro vergilerden elde edilecek geliri yeniden dağıtımcı programının finansman kaynağı olarak görüyordu. Özellikle petrol ve kömür şirketlerinin uluslararası fiyat artışlarından elde ettikleri yüksek kazançlara ek vergiler getirilerek, elde edilecek gelirlerin kamusal harcamalara yönlendirilmesi hedefleniyordu.
Ancak reformun başarısı sınırlı kaldı. 2023'te Anayasa Mahkemesi'nin petrol ve madencilik şirketlerine yönelik vergi düzenlemelerinden¹ birini iptal etmesi, hükümetin beklediği gelirleri önemli ölçüde azalttı. Takip eden yıllarda vergi tahsilatının da beklentilerin altında kalması, Petro'nun sosyal reformlarını finanse etme kapasitesini kısıtladı.
Sağlık Reformu
Petro'nun sağlık reformu (Reforma a la Salud), onun Kolombiya'da 1990'lardan beri yerleşmiş ekonomik düzeni değiştirme girişiminin en tartışmalı örneklerinden biriydi. Reformun merkezinde yalnızca sağlık hizmetlerini iyileştirmek değil, sağlık sistemindeki kamu kaynaklarını kimin yöneteceği ve özel şirketlerin ne ölçüde rol üstleneceği sorusu vardı. Paket, aracı kuruluşların finansal aracılık rolünü azaltmak ve kamu kaynaklarını doğrudan hastanelere aktarmayı hedefliyordu. Ayrıca tedavi odaklı sistemden koruyucu sağlık hizmetlerine geçilmesi planlanıyordu. Özellikle yoksul ve kırsal bölgelerde nüfusun sağlık takibine alınması ve mobil ekiplerin desteğiyle hızlıca sağlık servislerine ulaşabilmesi amaçlanıyordu.
Lakin yerleşik ekonomik çıkarların yanı sıra reformun finansmanı ve uygulanabilirliği etrafındaki tartışmalar, Petro'nun geniş hükümet koalisyonunun 2023'te dağılmasına yol açtı. Sonraki girişimlerin de Kongre'de sonuçsuz kalmasıyla, sağlık sisteminin kapsamlı dönüşümü Petro döneminin gerçekleştirilemeyen vaatlerinden biri olarak kaldı.
Emek Reformu
Petro'nun seçim vaatleri arasında yer alan emek reformu da koalisyonun dağılmasına ve Kongre'de defalarca engellenmesine rağmen Haziran 2025'te kabul edildi. Reform, özellikle 90'lı yıllardan itibaren yaygınlaşan güvencesiz ve kısa süreli çalışma sözleşmelerini sınırlandırıyordu. Ayrıca ülkede yaygın bir problem olan istihdam sürelerinin belirsizliğini azaltmayı hedefliyordu.Medellin Comuna 13 emekçileri, yağmurlu bir öğleden sonra

Atılan somut adımlarla gece mesaisinin başlangıcı saat 21.00'den 19.00'a çekildi. Ayrıca pazar günleri ve resmî tatillerde çalışanların ek ücretleri artırıldı. Dijital platform çalışanlarına da yeni sosyal güvenceler getirildi. Bununla beraber Petro, 2026 yılı için asgari ücreti kararnameyle yüzde 23 artırarak 1,75 milyon pesoya yükseltti. Bu karar, ücretlerin enflasyonu artıracağı ve işletmelere zarar vereceği gerekçesiyle özellikle ana akım ekonomistler ve sağ partiler tarafından ciddi eleştirilerle karşılaştı. Lakin günümüz itibariyle bu kaygıların hiçbiri gerçekleşmedi. Asgari ücretteki bu tarihi artış Petro’nun en başarılı politikalarından biri oldu.
Toprak Reformu
Toprak meselesi Kolombiyada yıllardır süren, gerilla eylemleri, kartel şiddeti ve köylü hareketleri ile içe içe geçmiş bir konu. Bu nedenle reform Petro'nun yalnızca ekonomik değil, barış vaatlerinin de merkezindeydi. Kolombiya'da toprakların büyük bir bölümünün az sayıda toprak sahibinin elinde yoğunlaşması ve on yıllardır süren silahlı çatışmalar nedeniyle milyonlarca köylünün yerinden edilmesi, 2016 FARC Barış Anlaşması ve görüşmelerinde üzerinde en çok durulan mesleydi. Petro, büyük toprak sahiplerinden gönüllü satın alma, kamu arazilerini köylülere dağıtma ve mülkiyeti belirsiz arazileri tapuya bağlama yoluyla bu eşitsizliği azaltmayı hedefliyordu.
Antioqia bölgesinde 2300 rakımda bir kahve çiftliği.

Bu kapsamda, Ulusal Toprak Ajansı'nın verilerine göre yaklaşık 382 bin hektar arazi köylülere teslim edildi, 2,4 milyon hektardan fazla arazinin mülkiyeti resmileştirildi ². Ancak dağıtılan toprak miktarı, barış anlaşmasının üç milyon hektarlık hedefinin oldukça gerisinde kaldı. Üstelik toprak anlaşmazlıklarını çözecek özel tarım mahkemelerinin hukuki zeminini güçlendirmek için hedeflenen gerekli düzenlemeler her türlü çabaya rağmen Kongre'den geçirilemedi. Dolayısıyla Petro'nun önemli ilerlemeler kaydettiği toprak reformu denemesi de Kolombiya'nın köklü mülkiyet ilişkilerini dönüştürmenin ne kadar zor olduğunu ortaya koymuş oldu.
PAZ TOTAL
Başlı başına bir makale konusu olabilecek Paz Total politikasının bilançosunu, geçtiğimiz yıl Bogotá'da siyasi adı Sofya Nariño olan eski bir FARC komutanıyla yaptığım röportaj aslında oldukça iyi özetliyor. Nariño, 2016'da imzalanan barış anlaşmasının altı temel maddesinin ancak yüzde 30'u civarında uygulandığını düşünüyor ve özellikle çatışmaların temelinde yatan toprak meselesini çözecek kapsamlı bir kırsal reformun önemini vurguluyordu.
Petro ise bir yandan bu anlaşmanın uygulanmasını tamamlamayı, diğer yandan ELN ve silah bırakmamış FARC gruplarıyla müzakereler yürüterek ülkedeki silahlı çatışmalara son vermeyi vaat etmişti. Ancak karşısında artık tek bir merkezden yönetilen FARC değil, uyuşturucu ticareti ve bölgesel hâkimiyet mücadeleleri etrafında parçalanmış çok sayıda silahlı örgüt vardı. ELN ile bir dönem karşılıklı ateşkes sağlanmasına rağmen Ocak 2025'te Catatumbo bölgesinde başlayan ve on binlerce insanın yerinden edilmesine neden olan saldırılar üzerine görüşmeler askıya alındı. Böylece Petro'nun en büyük vaatlerinden biri olan kalıcı barış, bazı ilerlemelere rağmen gerçekleşmeden kaldı.
Petro'nun dört yıllık iktidarında önemli bir dönüşüm de Kolombiya'nın dış politikasında yaşandı. Özellikle uzun yıllardır ABD'nin Latin Amerika'daki en yakın müttefiklerinden biri olan Kolombiya, Petro döneminde uluslararası düzene yönelik çok daha eleştirel bir tutum benimsedi. Gazze'de yaşananları açıkça soykırım olarak nitelendiren ve Filistin halkına verdiği desteği her fırsatta dile getiren Petro, 2024 yılında İsrail ile diplomatik ilişkileri keserken bu ülkeye kömür ihracatını da yasakladı.

Ancak Petro'nun antiemperyalist söylemi yalnızca Filistin meselesiyle sınırlı değildi. İklim krizini, küresel eşitsizliği ve ülkelerin ekonomik bağımlılıklarını aynı uluslararası düzenin sorunları olarak ele alıyor, çok uluslu şirketlerin çıkarlarını koruyan serbest ticaret anlaşmalarını açıkça eleştiriyordu. Petro için hayat ekonomisine geçiş yalnızca ülke içinde uygulanacak reformlarla mümkün değildi. Ona göre Kolombiya gibi doğal kaynak ihracatına bağımlı ülkelerin ekonomik ve siyasi hareket alanını sınırlayan uluslararası ilişkilerin de değişmesi gerekiyordu.
Petro’nun Ardından
Dört yılın sonunda Petro'nun vaat ettiği dönüşümü bütünüyle gerçekleştirdiğini söylemek güç. Bazı reformlar Kongre'de engellendi, bazıları ancak önemli tavizlerle hayata geçirilebildi. Kalıcı barış ise bütün çabalara rağmen sağlanamadı. Ancak Petro'nun bıraktığı mirası yalnızca kabul edilen yasalar, dağıtılan topraklar veya ekonomik göstergeler üzerinden değerlendirmek de eksik olacaktır. Belki de en önemli değişim, Kolombiya'da uzun yıllar bir avuç teknokratın ve siyasi elitin yetki alanında görülen ekonomik meselelerin yeniden halkın tartışmasına açılmasıydı.
Petro, işçileri, köylüleri, yerli halkları ve yıllarca siyasetin dışında bırakılmış kesimleri yani “hiç kimseleri” yalnızca sosyal politikaların nesneleri olarak değil, ülkenin geleceğinde söz sahibi olması gereken siyasi özneler olarak konumlandırdı. Ücretlerin, toprak mülkiyetinin, kamu kaynaklarının nasıl kullanılacağının ve hatta ekonomik büyümenin kime hizmet ettiğinin siyasi tercihler olduğunu açıkça tartışmaya açtı. Bu dönüşümün etkisini rakamlarla ölçmek veya dört yıllık bir iktidarın bilançosuna sığdırmak kolay değil. Ancak neoliberal düzenin kaçınılmaz kabul edilen kurallarının sorgulanabilmesi, yeni taleplerin, örgütlenmelerin ve siyasi mücadelelerin de önünü açabilir.
Petro'nun ardından iktidara populist sağcı yönetim bazı reformları geri çevirip politikalarını değiştirecek. Fakat onun Kolombiya siyasetinde açtığı tartışmaların ve yarattığı beklentilerin ne kadar kalıcı olacağını belirleyecek olan, artık yalnızca Petro değil, bu dört yılda siyasete daha güçlü biçimde katılan Kolombiyalıların kendisi olacak.
Kaynakça:
1- Ávila, Ricardo (2022). In Colombia, Passing Tax Reform Was the Easy Part. Americas Quarterly, 23 Kasım 2022.
2- Agencia Nacional de Tierras (2026). La tierra no miente: 25 departamentos recibieron tierras en el remate del Gobierno Petro. Resmî açıklama.



Yorumlar yükleniyor…